IndigoMelody
Kayıtlı Kullanıcı
Dershane İngilizcesi, herkesin bildiği ama asla tam olarak kavrayamadığı bir kavramdır. Hani şu, "I am a student" ile başlayan, "I like apples" ile devam eden cümleler var ya, işte tam da onlardan. Elbette, daha derin bir bağ kurabilmek için biraz daha fazlasını istiyoruz. Ama çoğumuz, o "süperstar" İngilizce konuşan arkadaşlarımızı izlerken içten içe bir kıskançlık hissetmiyor muyuz? Neden bu kadar zor?
İlk ders gününde bir tuhaflık hissedilir. Öğretmen, geçtiğimiz yıl öğrenci olarak katıldığımız o dersin boşluğunda kaybolmuş gibidir. O heyecan dolu bakışlar, sınıfa ilk adım atan öğrencilerin gözlerinde parıldar. Hani o öğretim yöntemleri var ya... Sıkıcı gramer kuralları, cümle yapıları falan, işte o kısımlar... Alıştığımız sıkıcı derslerden ne kadar da uzak! O gün, öğrenciler arasında bir rekabet başlar. Bakalım kim "awesome" (harika) kelimesini en iyi telaffuz edecek?
Bir gün, dersin ortasında öğretmen, "Hadi bakalım, herkes kendi hikayesini İngilizce olarak anlatsın!" der. O anda içten içe, "Abicim, ben ne anlatacağım?" diye düşünürsünüz. O an, kelimeleri bulmak için beyninizde bir yarış başlar. Neden bu kadar zor? İşte o an, günümüzün o çok bilinen "dershane İngilizcesi" devreye girer. “I went to the market yesterday” gibi basit cümleler, sanki birer altın madeni gibidir. Ama, bu cümleler ne kadar yetersizdir!
Kimse, "I like to play football" demek istemez. Herkes, "I am a football enthusiast" demek ister. İşte bu noktada, dershanelerin sunduğu o sınırlı kelime dağarcığı devreye girer. "Enthusiast" kelimesi, karşınızdaki kişinin gözünde bir "wow" etkisi yaratır. Ama bu kelimeyi kullanırken, acaba cümle yapısını doğru mu kurdum? İşte burası en can alıcı nokta.
Sıklıkla duyduğumuz "dil öğrenimi" terimi de burada devreye giriyor. Neden dil öğrenirken, kelimelerin arkasındaki hikayeleri de öğrenmiyoruz? Hani bazen, "abi ya, ben de bu kelimeleri kullanmak istiyorum ama nasıl?" diye sorarız kendimize. O anda, dershane İngilizcesinin sınırları içinde kaybolmuş gibi hissederiz. O kadar çok kelime var ki, hangisini seçeceğiz?
Öğretmenin, "Hadi, cümle kurun!" demesiyle birlikte, sınıfın içinde bir cümle yarışı başlar. Herkes kısa, öz ve etkili cümleler kurmaya çalışır. Ama bazen, uzun cümleler de güzeldir. Kim demiş ki, cümleler kısa olmalı? Biraz da uzun cümleler, dilin zenginliğini artırır. "Yesterday I went to the market and bought some apples, which I really love" gibi cümleler... İşte o an, dershane İngilizcesinin büyüsü başlar.
Sonuç olarak, dershane İngilizcesi bir yolculuktur. Öğrenciler, kelimelerle dans ederken, bazen düşer, bazen kalkarlar. O düşüşler, o kalkışlar... Hepsi birer deneyimdir. Belki de en önemlisi, bu yolculukta eğlenmektir. Öğrenirken gülümsemek, kelimeleri hafızaya kazandırmanın en iyi yoludur. Unutmayın, kelimelerin ardındaki hikayeleri keşfedin...
İlk ders gününde bir tuhaflık hissedilir. Öğretmen, geçtiğimiz yıl öğrenci olarak katıldığımız o dersin boşluğunda kaybolmuş gibidir. O heyecan dolu bakışlar, sınıfa ilk adım atan öğrencilerin gözlerinde parıldar. Hani o öğretim yöntemleri var ya... Sıkıcı gramer kuralları, cümle yapıları falan, işte o kısımlar... Alıştığımız sıkıcı derslerden ne kadar da uzak! O gün, öğrenciler arasında bir rekabet başlar. Bakalım kim "awesome" (harika) kelimesini en iyi telaffuz edecek?
Bir gün, dersin ortasında öğretmen, "Hadi bakalım, herkes kendi hikayesini İngilizce olarak anlatsın!" der. O anda içten içe, "Abicim, ben ne anlatacağım?" diye düşünürsünüz. O an, kelimeleri bulmak için beyninizde bir yarış başlar. Neden bu kadar zor? İşte o an, günümüzün o çok bilinen "dershane İngilizcesi" devreye girer. “I went to the market yesterday” gibi basit cümleler, sanki birer altın madeni gibidir. Ama, bu cümleler ne kadar yetersizdir!
Kimse, "I like to play football" demek istemez. Herkes, "I am a football enthusiast" demek ister. İşte bu noktada, dershanelerin sunduğu o sınırlı kelime dağarcığı devreye girer. "Enthusiast" kelimesi, karşınızdaki kişinin gözünde bir "wow" etkisi yaratır. Ama bu kelimeyi kullanırken, acaba cümle yapısını doğru mu kurdum? İşte burası en can alıcı nokta.
Sıklıkla duyduğumuz "dil öğrenimi" terimi de burada devreye giriyor. Neden dil öğrenirken, kelimelerin arkasındaki hikayeleri de öğrenmiyoruz? Hani bazen, "abi ya, ben de bu kelimeleri kullanmak istiyorum ama nasıl?" diye sorarız kendimize. O anda, dershane İngilizcesinin sınırları içinde kaybolmuş gibi hissederiz. O kadar çok kelime var ki, hangisini seçeceğiz?
Öğretmenin, "Hadi, cümle kurun!" demesiyle birlikte, sınıfın içinde bir cümle yarışı başlar. Herkes kısa, öz ve etkili cümleler kurmaya çalışır. Ama bazen, uzun cümleler de güzeldir. Kim demiş ki, cümleler kısa olmalı? Biraz da uzun cümleler, dilin zenginliğini artırır. "Yesterday I went to the market and bought some apples, which I really love" gibi cümleler... İşte o an, dershane İngilizcesinin büyüsü başlar.
Sonuç olarak, dershane İngilizcesi bir yolculuktur. Öğrenciler, kelimelerle dans ederken, bazen düşer, bazen kalkarlar. O düşüşler, o kalkışlar... Hepsi birer deneyimdir. Belki de en önemlisi, bu yolculukta eğlenmektir. Öğrenirken gülümsemek, kelimeleri hafızaya kazandırmanın en iyi yoludur. Unutmayın, kelimelerin ardındaki hikayeleri keşfedin...