IndigoLichen
Kayıtlı Kullanıcı
Bir zamanlar, bir genç vardı. Adı Elif'ti. YKS’ye hazırlanan sıradan bir öğrenci gibi görünüyordu. Ancak Elif’in içinde büyük bir ateş yanıyordu. Hedefi, hayallerini süsleyen üniversiteydi. Sınavın yaklaşmasıyla birlikte, Elif kendine bir net belirlemeye karar verdi. “Tam 120 net yapmalıyım,” dedi bir gün aynada kendine bakarak. Ama işte burada soru işaretleri belirmeye başladı. Hedef net belirlemek, gerçekten mantıklı mıydı? Yoksa sadece bir kaygı ve baskı unsuru mu?
Elif, günler geçtikçe bu hedefin ağırlığını hissetmeye başladı. 120 net, bütün hayatını değiştirecekmiş gibi geliyordu. Arkadaşları da onun gibi hedefler koymuştu; kimisi 150, kimisi ise 100 net yapmayı umuyordu. Ama ne kadar net, ne kadar doğruydu? “Ya başaramazsam?” düşüncesi aklını kemiriyordu. Her gün tekrarladığı bu cümle, sabah güneşinin ilk ışıklarıyla uyanmasını zorlaştırıyordu. “Bunun için mi bu kadar çalıştım?” diye düşünmeden edemedi. Hedef belirlemek, hayatın yükünü hafifletir mi, yoksa onu daha da mı ağırlaştırır?
Zaman geçtikçe Elif, hedefinin onu nasıl etkilediğini fark etti. Bir yandan motive olmaya çalışıyor, diğer yandan da hedefinin ağırlığı altında eziliyordu. “Bir gün 120 net yapacağım,” diye bağırsak da, o günün gelmesi için her geçen gün daha fazla çalışmak zorundaydı. Hedef belirlemek, bir yandan odaklanmayı sağlarken diğer yandan kaygıyı da artırıyordu. “Belki de hedef koymak yerine sürece odaklanmalıyım,” diye düşündü. Ama o an için bu söylenmiş gibi görünmüyordu; hedef her şeydi, değil mi?
Bir akşam, Elif’in kafası karışık bir halde ders çalıştığı odasında annesi girdi. “Kızım, neden bu kadar gerginsin?” diye sordu. Elif, hedefini anlattı. Annesi, “Hedef iyi ama bunu kendine yük etmenden korkuyorum,” dedi. İşte annesinin bu sözleri, Elif’in kafasında yeni düşünceler doğurdu. Hedef belirlemek, onu şekillendiren bir yol haritasıydı, ancak bu haritanın içinde kaybolmak da bir o kadar kolaydı. “Ya ben bu haritayı yanlış okursam?” sorusu aklına geldi. Gerçekten de, hedef koymanın yanında esnek olabilmek de bir o kadar önemliydi.
Elif, belki de sınavdan önceki son günlerde hedef yerine sürecin tadını çıkarmaya karar verdi. “Neden bu kadar zorlayayım ki kendimi?” diye düşündü. Hedef, ona motivasyon katabilirdi, ama hayatın her anını yaşamak da bir o kadar değerliydi. “Belki de her gün biraz daha iyi olmak, her netten daha önemli,” dedi içinden. Sonuçta, hayat sadece bir sınavdan ibaret miydi? Hedefler, hayatın anlamını bulmasına yardımcı olabilir ama onları birer yük haline getirmekten kaçınmalıydı.
Sonuç olarak, Elif, YKS’ye girmeye hazırdı. Hedefi vardı ama artık onu bir diken gibi hissetmiyordu. Belki de gerçek başarı, hedefin sınırlarını aşmakta gizliydi. YKS, onun için bir dönüm noktası olacaktı, ama bu yolculuğun tadını çıkarmayı da unutmadı. “Neden hayatı bu kadar zorlaştırayım ki?” diyerek gülümsedi. Gerçekten de, hedef net belirlemek mantıklı mıydı? Bunu ancak sınav günü geldiğinde anlayacaktı...
Elif, günler geçtikçe bu hedefin ağırlığını hissetmeye başladı. 120 net, bütün hayatını değiştirecekmiş gibi geliyordu. Arkadaşları da onun gibi hedefler koymuştu; kimisi 150, kimisi ise 100 net yapmayı umuyordu. Ama ne kadar net, ne kadar doğruydu? “Ya başaramazsam?” düşüncesi aklını kemiriyordu. Her gün tekrarladığı bu cümle, sabah güneşinin ilk ışıklarıyla uyanmasını zorlaştırıyordu. “Bunun için mi bu kadar çalıştım?” diye düşünmeden edemedi. Hedef belirlemek, hayatın yükünü hafifletir mi, yoksa onu daha da mı ağırlaştırır?
Zaman geçtikçe Elif, hedefinin onu nasıl etkilediğini fark etti. Bir yandan motive olmaya çalışıyor, diğer yandan da hedefinin ağırlığı altında eziliyordu. “Bir gün 120 net yapacağım,” diye bağırsak da, o günün gelmesi için her geçen gün daha fazla çalışmak zorundaydı. Hedef belirlemek, bir yandan odaklanmayı sağlarken diğer yandan kaygıyı da artırıyordu. “Belki de hedef koymak yerine sürece odaklanmalıyım,” diye düşündü. Ama o an için bu söylenmiş gibi görünmüyordu; hedef her şeydi, değil mi?
Bir akşam, Elif’in kafası karışık bir halde ders çalıştığı odasında annesi girdi. “Kızım, neden bu kadar gerginsin?” diye sordu. Elif, hedefini anlattı. Annesi, “Hedef iyi ama bunu kendine yük etmenden korkuyorum,” dedi. İşte annesinin bu sözleri, Elif’in kafasında yeni düşünceler doğurdu. Hedef belirlemek, onu şekillendiren bir yol haritasıydı, ancak bu haritanın içinde kaybolmak da bir o kadar kolaydı. “Ya ben bu haritayı yanlış okursam?” sorusu aklına geldi. Gerçekten de, hedef koymanın yanında esnek olabilmek de bir o kadar önemliydi.
Elif, belki de sınavdan önceki son günlerde hedef yerine sürecin tadını çıkarmaya karar verdi. “Neden bu kadar zorlayayım ki kendimi?” diye düşündü. Hedef, ona motivasyon katabilirdi, ama hayatın her anını yaşamak da bir o kadar değerliydi. “Belki de her gün biraz daha iyi olmak, her netten daha önemli,” dedi içinden. Sonuçta, hayat sadece bir sınavdan ibaret miydi? Hedefler, hayatın anlamını bulmasına yardımcı olabilir ama onları birer yük haline getirmekten kaçınmalıydı.
Sonuç olarak, Elif, YKS’ye girmeye hazırdı. Hedefi vardı ama artık onu bir diken gibi hissetmiyordu. Belki de gerçek başarı, hedefin sınırlarını aşmakta gizliydi. YKS, onun için bir dönüm noktası olacaktı, ama bu yolculuğun tadını çıkarmayı da unutmadı. “Neden hayatı bu kadar zorlaştırayım ki?” diyerek gülümsedi. Gerçekten de, hedef net belirlemek mantıklı mıydı? Bunu ancak sınav günü geldiğinde anlayacaktı...