Büyük yüküm

  • Konbuyu başlatan cendere
  • Başlangıç tarihi
C

cendere

Ziyaretçi
Neden insanlar birbirinden farklıdır?

Nasıl oluyor da bu kadar benzerlik içinde “fark” öne çıkıyor?

En aline bir olay karşısında bile tepkilerimiz farklı, hislerimiz farklı, düşüncelerimiz farklı, kendimizi ifade edişimiz farklı.

Karmaşık bir durum ama farklılığın “İlahi tercih” olduğunu bilmek rahatlatıyor insanı.

Her insanın üzerinde ayrı bir tasarrufu var bizi yoktan var eden yaratıcının.

Bu da elbette her bir insanın “özel” ve “özgün” olduğu gerçeğini ilan ediyor.

Her insan tektir, tek olduğu için vazgeçilmezdir.

Fakat insanı bu teklik içinde, özel ve özgün konumuyla farlılıkta derinleştiren şey taşıdığı “yükü”dür.

Siz hiç birbirinin aynı iki insan gördünüz mü?

İkiz olsalar da fiziki benzerliklerine rağmen hiç bir zaman aynı olamıyorlar, kimse kimsenin yerine geçemiyor.

Çünkü hayat ve içindekiler karşısında gösterilen ruhi, fikri derinlik farkı insanları birbirine benzeten ve birbirinden ayıran belirleyici faktördür.

Benzerlerimiz çoktur ama gerçekte her insan tektir.

Hayat gövdede değil, akılda, fikirde, vicdanda, ruhta yaşanır.

Akıl, vicdan, ruh hepsi ayrı birer alemdir.

Duyguda ki derinliğimiz, düşüncedeki performansımız, vicdandaki hassasiyetimiz,

Rikkatimiz, şefkatimiz,

Acıyı algılama kapasitemiz,

Varlık nimeti içinde salınıp duran sabır ve şükür gerektiren imtihan hallerini karşılama olgunluğumuz,

İnsan olmanın “büyük yükünü” idrak seviyemiz,

Kulluktaki şuurumuz, günahtan kaçış hızımız, elimizden-dilimizden emin olunması yönündeki gayretimiz…

Şükretme samimiyetimiz,

Sabretme dirayetimiz,

Bağışlanma isteğimiz,

Utancımız,

Buruk hüznümüz

Yükümüz aynı olsa da onu taşıma biçimimiz bizi farklı kılıyor.

Yani hepimiz insan olsak da insanlığı kendi içimizde tutma, yaşatma, inşa etme gayretlerimiz bizi farklı kılıyor.

Öfkemiz, sevincimiz, hüznümüz, öç alma duygumuz ya da merhametimiz de bizi farlı kılıyor.

Bekli de mahiyetimiz aynı da “insan olma arşımız” farklıdır.

Hayat karşısında elimizde tek güç var; insan olmak.

Benim için “insan olmak” her şeyden evvel kendi başına o cüzi gücün yetersizliğine inanmaktır. İnanıp da “Külli iradeyle” irtibata geçmektir.

Belki de insan “gerçek güçle” tanışması, aczini ve fakrını bilip bunu kendine itiraf etmesiyle başlar.

O “büyük yük” de şanına uygun ancak böyle taşınabilir.

Bütün boyut ve derinlikleriyle “insan olma yükümüz” bizi olgunlaştırır.

Her insanın çıkabileceği bir miracı vardır.

Hepimiz için bir “olma” ufku vardır, kimimiz onu yakalarız, kimimiz de yolda kalırız.

Yakalamak kadar önemlidir yolunda kalkmak, yoldan dönen olmamak.

Siz hiç “yüksüz insan” gördünüz mü?

Hiçbir insan “boş” değildir.

Her insanın bir “yükü” vardır.

Peki nedir sizin özenle koruduğunuz, üzerine titrediğiniz “yükünüz?”

Yükünüzü nerede taşırsınız?

Kalbiniz de mi?

Sırtınız da mı?

Bir başkasına emaret edilebilir mi o?

Yükünüz büyük mü, yükünüz ağır mı?

Değerini neyle ölçersiniz?

Ya kendi değerinizi neyse ölçersiniz?

Var olmak büyük bir yüktür.

Var olup insan olmak da öyle.

Allah'ın bütün nimetleri insana bir yüktür.

Bu dünya hayatında insanı anlamlı kılan da o yükü karşılama ve üstlenme gayretidir.

İnsan ki gayretinden ibarettir. O gayretin samimiyeti oranında sonuç başkalaşır.

Her nimet kendi cinsinden bir şükür ister.

İnsan yüküyle ağırlaşır.

İnsan yüküyle değer kazanır.

İnsan içinde, kalbinde, fikrinde, vicdanında taşıdığı yükün değeri kadar değerlidir.

Yüksüz insan yoktur, yükünün farkında olmayan insan vardır.

Kimi yükler insana kıymet katar, ona yaşadığı zaman ve mekanın ötesine de geçme imkanı verir.

Gönülden taşının, rızayla fikir çilesine talip olunan yükler böyledir, insanı insanlığın burçlarında dolaştırır hayat boyu.

Hiç düşündünüz mü dünya tarihinde yükün en büyüğünü, en ağırını kimler taşımış?

O yük kimleri ezmiş, kimleri büyütmüş?

Yükün en büyüğünü, en ağırını, en kıymetlisini taşıyanlar peygamberler değil mi.

Önce peygamberler ve sonra da sadakatle onların izinden gidenler.

Ve kul nezdindeki değerine aldanmayıp da yaratıcının nazarındaki kıymete talip olanlar.

Rıza mertebesine talip olanlar…

Hissim, vicdanım, fikrim, bilgim diyor ki, Allah insana güveniyor. Güvendiği için onu her şey olmaya müsait bir donanımda yaratıyor. “büyük yükü” de ona teklif ediyor.

Ve göklerin, yerin ve dağların altında kalıp ezilmekten kaçındığı, sorumluluğundan korktuğu “büyük yüke” insan “evet” diyor.

İnsan “zalim ve cahil” olsa da umulur ki “emanet” onu olgunlaştırır.

Emanetten önce insan ve emanetten sonra insan, her halde aynı olmaz, olmamalı.

Taçlı baş ağırlaşırmış.

İnsanın kaderinde “yük” taşımak var.

İnsan hem emanettir hem de emanetçidir.

Allah insana, yani bize çok güveniyor.

İnsanın bu hali, buruk ve hüzünle dolu bir sevinç hali…

O güvene layık olmak için ne yapsak, nasıl düşünsek, nasıl hissetsek, nasıl yaşasak ki…

İnsan olarak belki de bu kadar farklılıkta yaratılmamız, “bir araya gelin, birbirinizi tamamlayın ki yükü-emaneti daha iyi taşıyın” mesajını da içeriyor.

Biz içimizde taşıdığımız yüke değer katamasak da, o yük öyle bir cevher ki, kim gönülden temas ederse ona insanlığın arşına doğru müstakim bir yol oluyor.

Bu durumda insana hüzün yaraşır.

“Güvenilir olmak” da ayrı bir “yük” değil mi?

En iyisi hayatı ve ölümü, bizi ve o yükü ve güveni de yaratan yüce makamdan yardım almak…

Allahım;

Bizi yüklediğin o “büyük yükü” hakkıyla taşıyanlardan kıl,

Bizi göz açıp kapayıncaya kadar dahi yalnız ve kendi başımıza bırakma,

Bizi emanette emin kıl,

Bizi sabır gerektiğinde sabredenlerden, fakat her daim şükredenlerden eyle,

Affa layık olmasak da sen bize sonsuz merhametinle muamele eyle,

Yükümüz ağır, idrakimizi, irfanımızı artırır, bizi benlikten, bencillikten kurtar, gözümüze, gönlümüze hayat bahşeyle,

Bizi bağışla, bizi yolunda tut, bizi yolunda yaşat…

Mehmet gündem-Yenişafak
 

Benzer konular

Üst Alt