ermişler mi, erimişler mi?

  • Konbuyu başlatan cendere
  • Başlangıç tarihi
C

cendere

Ziyaretçi
ermişler mi, erimişler mi?
“Kendisini kızlarına adamış olan o zavallı, o yaşlı Goriot Baba'yı nasıl hatırlıyorsunuz?”

Hangi yaştan olursa olsun, Balzac'ın “Goriot Baba”sını okumuş olanlara, böyle bir soru yöneltseydik, acaba ne tür cevaplar alırdık?

Okurları, Goriot Baba'yı nasıl hatırlarlardı?

Bedenen güçlü kuvvetli, iri yarı, kaba bir adam, kaslı bir amele, heybetli bir tüccar olarak mı?

Yoksa kara kuru, cılız, hâlsiz, mecalsiz, zayıf, gayet naif ve narin bir adam olarak mı?

Dilerseniz, siz de biraz zihninizi zorlayın ve Goriot Baba'nın hafızanızda nasıl canlanacağını görmeye çalışın!


* * *
Goriot Baba imgesi, kuvvetle muhtemel, çoğu okuru tarafından, ilk şıkta zikredilen niteliklerle değil, diğerleriyle hatırlanacaktır.

Ben çevremde küçük bir anket yaptım bile.

Aldığım cevapların hiçbiri beni şaşırtmadı. Hepsi de aynıydı çünkü.


* * *
İzin veriniz de hemen araya küçük bir ukalalık gösterisi sıkıştırayım:

Ben cevabını bilmediğim soruları sormam!


* * *
Goriot Baba'nın en belirgin vasfı olan kızlarına karşı tapınma derecesindeki tutkusunun ve helâkine yol açan adanmışlık ve düşkünlüğünün, okurlarının zihninde böylesi bir yanılsamaya yol açması gayet tabii.

Bu tabiilik nedeniyledir ki Goriot Baba hep kara kuru, cılız, hâlsiz, mecalsiz, zayıf, gayet naif ve narin bir adam olarak hatırlanır. Kitapların kapak tasarımlarında yer alan resimler de böyle bir imge'yi canlı tutmuşlardır, tuhaf bir biçimde.

Artık itiraza mahâl var mı? Bu, tam anlamıyla bir yanılsama. Basit bir yer değiştirme. Bilinçdışında gizli kalmış alışkanlıklar.

Düşkünlükleri, insanın iradesini yiyip bitirdiği gibi bedenini de yiyip bitirmez mi? Tutkuları, insanı sadece ruhen değil, bedenen de tüketmez mi?

Bitirir. Tüketir.

Lâkin bu bir sonuç. Bizse, yolculuğun henüz başındayız.

Kısacası, hatırlanan, düşmüş bir Goriot Baba'dır. Kızlarına düşkün bir baba. Düşmüş ve düşkün bir baba.


* * *
Balzac'ın, tiplemelerinde, dinî resimlere hâkim olan bir beden-ruh anlayışı takip ettiğini anlatırken, Fransız romancı Michel Tournier çok ilginç bir tesbit yapar ve der ki:

— “Bir insanın kötülüğü güçlü bedeniyle, gelişmiş kaslarla, yırtıcı hayvanlara özgü çenesiyle açığa çıkar. Bunun dışında, bedensel yapının kaba kuvveti, bir tür ırkçılığa gönderen ve toprağa bağlılığı çağrıştıran koyu, esmer bir renkle belirgin kılınmıştır. Rubens'ten Gustave Doré'ye kadar birçok ressam için geçerlidir bu.

Genelde Yahuda havarilerin en gürbüzü olarak betimlenir. Tersine azizlik narin, beyaz, saydam, duru bir bedenden ışıldayarak yayılır. İsa'nın çarmıha gerilişini betimleyen birçok resimde kötü insan iyi olandan daha kaslıdır, iyiler de İsa'ya göre daha yapılıdır.

Kısacası, ruhta ne kadar eksiklik varsa bedende bir o kadar fazlılık vardır.”

Bu tesbit, Madam Vauquer'nin pansiyonunda karşımıza çıkan Vautrin için de geçerlidir. Cemil Meriç'in kelimeleriyle, “Nietzsche'nin sayıkladığı tunç bakışlı, mermer yürekli, çelik pazulu insan azmanı Vautrin” için de...

Garip ama böyle. Acımasız katil Vautrin için de, zavallı Goriot Baba için de...


* * *
İmdi, buradan, asıl sorumuza geçelim: İslâm dünyasında evliyaullah, niçin hıristiyan keşişleri veya hint fakirleri gibi kara kuru, sıska, hâlsiz, mecâlsiz, melankolik tipler olarak tasvir ve tasavvur edilmezler?

Yani, niçin bizde ermişlik, bedenen bir erimişlik hâline dönüşmez? Niçin dünyadan çekilişin bedenen erimişliğe dönüşmesine izin verilmez? Sadece dervişler mi, niçin şeyhler de, ârifler de, âlimler de iştah ve şehvet'i terbiyeyle emrolunurlar da bu kuvveleri yok etmekle emrolunmazlar?

Cevabı vermeyelim, işaret edelim:

Hiçbir inanç adamı Şeytan'ı yoketmekle, ortadan kaldırmakla mükellef değildir. Görevi, sadece mücadeledir. Önce mücadele, sonra müşahede.

Cennette sevap olmaz. Çünkü günahın olmadığı yerde sevap olmaz.


* * *
“Herkese musallat olmuş bir şeytan vardır!” diyen Efendimize (s.a) çevresindekiler sormuş:

— “Size de mi?”

— “Evet” diye cevap vermişler; “önceden bana da musallat olmuş bir şeytan vardı ama müslüman oldu.”

Ey talib, erimeden eremezsin. Çünkü hakikatte erimedikçe hakikate erilmez. Erirsen erersin!

Şeytanınla...

Cenneten kovulduğunda yanında getirdiğin şeytanını, dönerken de yanında götüreceksin.

Cennete veya cehenneme...

Dücane Cündioğlu
 

Benzer konular

Üst Alt