Darbe atölyesi

  • Konbuyu başlatan cendere
  • Başlangıç tarihi
C

cendere

Ziyaretçi
Zekice, soru-cevap arası naif bir cümle; “Öyleyse neden kasadaki paraların üzerinde Atatürk'ün resmi yok.”

Ergenekon terör örgütü kapsamında gözaltına alınan işadamı Sinan Aygün,

“Atatürk'ü çok sevdiğim için” derken “kurtarıcı” ve aynı oranda “dokunaklı” bir cümle ihdas ediyor. Kasasından 2.5 milyon euro çıkınca bu pembe yalan naif bir soruyla düşüyor ortaya.

Orgeneral rütbesine yükselmiş Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, gazeteci Mustafa Balbay, Sinan Aygün ve diğerleri… 21 kişi Ergenekon Terör Örgütü kapsamında gözaltına alındılar…

Paşalık, Jandarma Genel Komutanlığı, ardından Atatürkçü Düşünce Derneği Genel başkanı olmak insanları sorgusuz sualsiz suçsuz mu kılar?

Atatürkçülük burada ya darbeye kılıf olarak kullanıldıysa?

Bildiğim kadarıyla Atatürk hiçbir askere “darbe yapın” demedi, ama ne pahasına olursa olsun “askeri siyasetten uzak tutun” dedi.

Ege ve 1. Ordu Komutanlığı yaptığı dönemde de Tolon Paşa siyasete karışmaktan, siyasi demeç vermekten geri kalmamıştı.

2002'de Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu inisiyatif kullanarak, -birkaç paşayı harcama pahasına- Jandarma Genel Komutanlığı'na Eruygur'un getirilmesini sağlamıştı. Sonraki yıllarda rutin dışına çıkan bu terfinin amacı daha da iyi anlaşıldı.

Taraf'ın üç manşeti, hepsi Haziran içinde;

Birincisi: “Cumhuriyet Çalışma Grubu!

Ordu, siyaseti ve sivil toplumu bu merkezden yönlendiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, 28 Şubat'ı yöneten Batı Çalışma Grubu'nu lağvettikten sonra Jandarma İstihbarat Dairesi bünyesinde kurduğu CÇG'de siyasi faaliyet yürütüyor. AKP'nin Kasım 2002'de iktidara gelmesinden hemen sonra Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur tarafından kurulan CÇG halen aktif.

İkincisi: “Asker-Rektör Kumpası!

15 üniversite rektörünün 2003'te dönemin Jandarma Genel Komutanı Eruygur ile yaptığı toplantının tutanaklarında, 'Devletin alt kademelerinin 28 Şubat'ın önemini kavramadığı' şikâyeti var.

Üçüncüsü; “Genelkurmay'ın Türkiye'yi biçimlendirme planı!

Yargıçlar ordu çizgisine çekilecek; gazeteciler kullanılacak; Türk Silahlı Kuvvetleri muhalifleri yıpratılacak; kanaat önderleri yönlendirilecek; DTP'nin terörist olarak görüldüğü vurgulanacak; Kürt bölgesi silahla rahatsız edilecek...

Osman Paksüt-İlker Başbuğ buluşmasını duyuran: “Fena yakalandılar”, “Görüşmedim, görüşmedim, görüştüm!”ü de unutmadım.

Ahmet Altan çok bilinen bir gerçeği tekrar yazdı;

Her darbenin bir medyaya ihtiyacı vardır. Darbe silahsız olur ama medyasız olmaz. Çünkü darbelerin alt yapısını medya hazırlar, 'ülkeyi' korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya olduğuna ikna etmek medyanın görevidir.

Televizyonlara bakın. Gazeteleri okuyun, kullandıkları sözcüklere dikkat edin. Darbe medyasını göreceksiniz. O medyada çalışan çok dürüst insanlar da var, ama oralarda “psikolojik savaş” elemanı olan yazarlar ve yöneticiler de var…

Medyanın bir kesiminde yoğun bir şekilde gözaltına alınanları aklama telaşı başladı... Öyle ki, bu kişilerin, melekler kadar masum, içleri insan sevgisiyle dolu, devlet terbiyesi almış, hukuka saygılı, herkesten daha fazla özgürlükçü, her türlü fikre açık, heykeli dikilecek kadar demokrat oldukları yönünde tahşidatlar yapılıyor.

Onlar göre, bu “masum” kişilerin ortak paydaları Atatürkçü, vatansever, ulusalcı, anti emperyalistmiş ve iktidar karşıtlığıymış…

Bütün mesele iktidarın onları sindirme girişimiymiş.

Şimdi hatırladım, “Genç subaylar rahatsız” manşetini Balbay atmamış mıydı?

Arkadaşlar olayı dramatik hale getirmeyin, duygusallaştırmayın. Kendinizi “gazeteci” kimliği ile her şeyin yerine koymaya alışmışsınız fakat bu sefer yapmayın, adalete güvenin.

Pek vahim bir tablo ile karşı karşıyayız, altından kalkılmaz iddialar var.

Ergenekon örgütünün ne olduğunu bilmeyen kalmadı. Gayrinizamî savaş yöntemleri ile ülkeyi kendi kontrollerinde tutma projesi. Ülkede örgüt dışındaki bütün yapıları “düşman” gören ilkel bir fikir. Bu yontulmamış ilkellikte her yol mubah.

Dört aşamalı “7 Temmuz dehşet planı”na bakın; izinsiz mitingler, buhran yayınları, silahlı çatışma ortamı, cinayetler ve nihayet darbe…

Bu çarpık zihniyetin imkân bulduklarında ülkeye verecekleri zararı düşünebiliyor musunuz?

Burası hiç darbe görmemiş bir ülke değil. Hangi darbelerin nerelerde, nasıl planlandığını, şartların nasıl oluşturulduğunu, kimlerin kullanıldığını bilmeyen mi var. Bu ülkenin üzerinden darbe tehdidi ne zaman kalktı ki?

Ergenekon kapsamında gittikçe beliren dehşet senaryolarını “birkaç ihtiyarın küçük hevesleri” olarak görmek ya gaflettir ya da gerçeğin üstünü örtme çabası.

Darbe girişimciliği elbette bir hezeyandır, ama sadece birkaç ihtiyarın hezeyanı değil. Bırakın hukuk işlesin, kimin suçlu, kimin masum olduğunu hukuk adamları kaydetsin tarihe. Bu tür “aceleci çıkışlarınız” toplumda yeni soru işaretleri doğuruyor.

2002'den bugün Türkiye'nin kaç tane darbe girişimine muhatap olduğunu düşünün.

Yedi miydi, sekiz miydi, hatırlayın. Mesela Sarıkız, Ayışığı neydi. 27 Nisan Muhtırası hepimizin gözleri önünde olmadı mı?

Devrimleri de darbelerle oturtma yanılgısına giren kimi paşaları gördükten sonra “Paşalar darbe yapmaz” kim diyebilir ki! Her asker darbeci değildir ama bazı askerler darbecidirler. Kimse gerçeği değiştiremez.

Yine Hasan Cemal yazdı; “AKP'nin 2002 yılı sonunda iktidara gelmesiyle bu ülkede bir 'darbe süreci' başlatıldı. Bu sürecin birçok halkası var. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in günlüklerine kadar yansıyan bu 'darbe süreci'nde AKP'nin etkisiz kılınması ve Çankaya'ya çıkmasının önlenmesi, Kıbrıs'ta AB'nin önünü açacak bir çözümün kösteklenmesi ya da Kürt sorununda demokratik açılımların engellenmesi yer alıyor. Ergenekon'un da böyle bir sürecin parçası olduğu konusunda herhangi bir kuşkum yok.”

Bugün harıl harıl işleyen bir “darbe atölyesi” söz konusu.

Kurtarıcılık hastalığına tutulmuş bir kesim hiç eksik olmadı bu ülkede.

Bu bir koalisyondur.

Muvazzaf ve emekli askerlerden, bürokratlardan, işadamlarından, siyasetçilerden, akademisyenlerden, sivil toplumculardan, çetecilerden, mafya uzantılarından, medya mensuplarından, darbe hukukunu meşrulaştıracak hukukçulardan seçilmiş bir koalisyon.

Bu ülkede; Demokrasiyi hazmedemeyen, siyasi iktidarı içine sindiremeyen, halkı yetkin görmeyen askerler. Hukuku çiğneyen hukukçular var. Devleti içeriden çürüten bürokratlar var. Siyasetin “Truva atı” siyasetçiler var. Bilimi “teferruat” gören, kampusları kışlaya dönüştürme özlemi taşıyan akademisyenler var. Toplumu darbeye ikna etmekte medyayı araç olarak kullanan medya mensupları var ve hiç eksik olmadılar.

Bunların ortak paydası nereden bakarsanız bakın büyük bir travmaya tutulmuş olmalarıdır. Bugün köklü bir hesaplaşma var.

Hesaplaşmanın iki tarafı var:

Birinde; travmaya tutulmuş, gerçeklerden kopmuş, hayal dünyasına sığınmış, herkesten ve her yerden rol çalmaya hazır, görevi ve konumu gereği ona verilmiş unvan ve imkânların altında ezilmiş, emekliliği hazmedememiş, içine düştüğü boşlukta kendisini “kurtarıcı” gören emekli ya da muvazzaf askerler, hukukçular, iş adamları, medya mensupları, akademisyenler, sivil toplumcular, siyasetçiler…

Diğer tarafta, kendi mesleğine ihanet etmeme kararlılığı üzerinde yaşayan, hukuka inanmış, demokrasiyi içine sindirmiş, asker olduğu halde sivil de düşünebilen, üçüncü dünya ideolojilerine takılmayan, baasçılığı aşmış, dünyaya açık, halkına güvenen emekli ya da muvazzaf askerler, hukukçular, işadamları, medya mensupları, akademisyenler, sivil toplumcular, siyasetçiler…

Yani demokratlarla darbecilerin kavgası. Ergenekon operasyonu bu kavganın röntgenidir. Görüntü gittikçe netleşiyor. Hepimizi hem hayrete hem de dehşete düşüren “gerçekler” bir bir dökülüyorlar.

Bundan sonra, ya tertemiz bir ülke olacağız, ya da içine düştüğümüz o derin pislikten bir daha çıkamayacağız. Ya tam demokrasi ya da darbeyle gelen ilkel ve kaba bir yaşam biçimi…

Ergenekon tarihi bir adımdır, tarihimizi demokrasi üzerinden yazmak için.

Sahte Atatürk severler, kaos timleri, maaşlı yurtseverler, darbeciler, darbe atölyesi işletmecileri… Korkun hiç korkmadığınız kadar.

Sinsice sömürdüğünüz “vatanseverlik” ve kullana kullana tükettiğiniz “Atatürkçülük” de kurtaramayacak sizi.

Yalancı sevgileriniz savunma cümlelerinize güç katmayacak.

İki General Tolon ve Eruygur'a atfedilen iddialar doğruysa bu ya yetişme şartlarında ya da koşullandırılmalarında ciddi sorunların olduğunu gösterir. Bazı sevgiler saplantı oluşturuyor.

Atatürk'ü araç olarak kullanmayan gerçek Atatürkçüler, mesleğine ihanet etmeyen şerefli askerler; sevinin içinizdeki çürük elmalar ayıklanıyor.

Demokrasi, hukuk, siyaset yani toplum büyük tehdit altındadır.

Ergenekon operasyonunun rövanş ya da karşı hamle olarak görmek bu tehdidi artırır. Uzlaşma teklifleri de öyle.

Tek çıkış yolu, bu çarpık zihniyetle sonuna kadar mücadele edip çözmektir.

Ergenekon'u AKP'yi “kurtarma operasyonu” olarak görmek ve avukatlığına soyunmak Türkiye'yi feda etmektir.

Saflar netleşiyor…

Darbe atölyeleri bir daha açılmamak üzere kapatılmalı Türkiye'de.

Mehmet gündem-Yanişafak
 

Benzer konular

Üst Alt