Engelli olmak Tercih Meselesi mi?

  • Konbuyu başlatan cendere
  • Başlangıç tarihi
C

cendere

Ziyaretçi
Engellenmek, yapılabilmesi istenen ya da yapılabilecek bir işten uzak tutulmak, yapamayacak konumda bırakılmak.Engelli, engelle muhatap olan kişi.

İnancım şu yöndedir ki insan kendi beynini engelsizliğe programladığı sürece her türlü isteğini gerçekleştirebilir. Çünkü bizler Yaratıcı’nın eseriyiz. Bu bize bahşedilen bir güç. Kullanmak ya da kullanmamak bizlere bağlı.

Yaklaşık yirmibeş yıl önce işitme engelli ablası ve diğer kardeşleriyle birlikte mutlu bir şekilde yaşayan küçük bir kız çocuğu iken, bizlerin kullandığı manada “engelli” diye bir kelime varlığının çok da gerçekçi olmadığını düşünmeye başlamıştım. Engelli kavramının içini ben ne ile doldurduğumu açıklamak için size biraz ablamdan bahsetmek istiyorum.

Henüz bir yaşında iken geçirdiği kızamık hastalığıyla, işitme duyusunun % 90’ına veda ettiğinde anne kelimesini yeni yeni telaffuz ediyormuş. Parantez açayım: “İşitme engelliler duyamadıkları için konuşamazlar. Çünkü sesleri nasıl çıkaracaklarını bilemezler.” Mevlana da bunu şöyle anlatmış: ”Çocuk önce süt emme kabiliyetinde doğar, bir müddet susar ve tamamı ile kulak kesilir. Lakırdı söylemeyi öğreninceye kadar bir zaman dudağını yumması, söz söylemesi gerekir. Kulak vermezse ‘ti,ti’diye manasız sözler söyler; kendini alemin dilsizi yapar.Anadan sağır doğan ise hiç dinlemediği için dilsiz olur; nasıl dile gelsin? Çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerektir. Söze, kulak verme yolundan gir. Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’ın sözüdür.”

İnsan için sesin bu kadar önemli olduğunu ne zamanlar düşünüyoruz? Tabii işitme duyusuna sahip ne konuştuğunun ve ne işittiğinin farkındalığının bilincinde olmayan insanlar bahsimizin mevzusu değil. Gelelim ablama O kendini geliştirme konusunda öyle işlere imza atmıştı ki ve hala da atmaya devam ediyor, masal gibi desem yalan söylemiş sayılmayacağımı düşünüyorum.

Biraz eskilere gidince, güzel bir resim karesinde sözüm başkalarına, engelli ablamla yan yana oturmuş onun öğrenme azmi ile mest olmuş bir durumda İngilizce dersi çalışırken görüyorum kendimi. Bu nasıl oluyor demeyin. Oluyor. Başka neler neler oluyor. Duyamamasının ve konuşamamasının onun önünü hiç bir zaman kesemediğine her zaman tanık olmuşumdur. Öğrenme ve gelişme isteği o kadar güçlü ve renkliydi ki ailenin neredeyse her bir ferdi İngilizce diline merak salıp iyi yollar kat ettiler. İlkokul mezunu olan annem bile her ne kadar İngilizce dilini konuşamasa da –What time is it? Sorusunu sorduğumuzda bize saati söyleyebilecek, İngilizce telaffuz ettiğimiz renkleri bize Türkçe açıklayabilecek konuma gelmişti

Konuyu dağıtmadan devam edelim o tarihlerde on yedi yaşlarında olan ablamı sabah televizyon izlerken ne kadar gurur duyduğumuzu anlatmam mümkün değil. İşitme engelliler okul müdürünün zorlamaları sonucunda annem ve babam onu Adana’daki Türkiye Sessizler Güzeli Yarışmasına götürmüşlerdi. Büyük ödülü yetim olan diğer arkadaşının alması için birincilikten feragat edip aslında kendisi kazanmıştı. Verdiğimizde kat kat aldığımızı yaşayıp görmüşüzdür. Ablamın da verdiği ödülü mesleği olarak kendisine geri döndü. Öğrenmeye, gelişmeye ve değişime bu kadar açık bir insan modellenmez de ne yapılır. Ben şahsım adına onu hem fiziksel hem de zihinsel olarak modellemeye çalıştım. Çünkü o zamanlar kendine onun kadar değer verebilen bir insan tanımıyordum.

Kişinin kendini sevmesi ve kabullenmesi kendine gösterdiği özenle ölçülür diye düşünüyorum. Ablamın kendine verdiği özen ve değer takdire şayandır. Bu kendisinin zihinsel, sosyal özelliklerine yansıdığı kadar fiziksel özelliklerine de yansımıştır. Kendisinin ütüsüz kıyafet, tozlu ayakkabı giydiği hâsıl olmamıştır. Rivayetlere göre, babamın kıyafetlerini ütüleyip ayakkabılarını parlatarak aldığı bahşişlerle küçük yaşta köşeyi döndüğü de söylenmekte. Espri bir yana yaşamındaki başarı örnekleri böylece uzayıp gidiyor. Şu anda iki güzel çocuğa sahip, araba kullanan, güncel haberleri takip eden akşam güzellik maskeleri yapan hayatı seven ve şükredebilen bir kişi olarak yaşamını idame ettiriyor.

Görüşüm şudur ki ablam hiçbir zaman engel tanımadı. Onu da kimse engelli olarak görmedi. Asıl engellilik maalesef beyinde başlıyor diye düşünüyorum. Hani şu fillerin hikâyesi vardır ya. Bebek filler belli bir mekândan dışarı çıkamasınlar diye etraflarına çiviler yerleştirilir ne zaman bu çivilere bassalar ayaklarının altı henüz sertleşmediği için acır. Böylece büyürler. Dev boyuta geldiklerinde çivilerin ayaklarına zarar veremeyecek olmasına rağmen o çivileri geçemezler. Gerçek engellilik işittikleri halde konuşamayan, duymayan, görebildiği halde görmeyen, yürüyebildiği halde doğru yolda yürüyemeyen ve kıymet bilmeyen insanlardadır. Siz de böyle insanlar tanıyor musunuz? Özgür müyüz engelli mi? O çivileri aşabilenler olmamız gerektiğinin farkına varalım. Evrenin tüm renklerini sımsıcak kucaklıyorum. Sevgi ve saygılarımla…
Alıntı-Meral TORA
 
Üst Alt