IndigoLichen
Kayıtlı Kullanıcı
Tıpkı bir yolculuğa çıkmak gibi, İngilizce zamanlar dünyasına adım atmak heyecan verici. Ancak, bu yolculukta kaybolmak da mümkün. Mesela, geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasında gidip gelirken, birden kendinizi karışık bir cümle içinde bulabilirsiniz. “He goes to school” derken, geçmişe mi gideceksiniz yoksa şu an mı? Vallahi billahi, bazen böyle durumlarla karşılaşmak can sıkıcı olabiliyor.
Bir gün, Ali’nin başına şöyle bir şey geldi. İngilizce dersinde öğretmeni, “Yesterday, I go to the market” cümlesini yazdırdı. Ali bir an stopladı. “Nasıl olur?” diye düşündü. Geçmişte gittiği bir durum için şimdiki zaman kullanamazdım ki! İşte bu tür hatalar, zamanların karıştırılmasından kaynaklanıyor. O yüzden geçmiş zaman cümleleri kurarken dikkatli olmakta fayda var.
Peki, ya şimdiki zaman? “I am eating” dediğimizde, o anki durumu ifade ediyoruz. Ali, “I eat” ile “I am eating” arasındaki farkı bir türlü kavrayamadı. Birinin genel bir durumu ifade ettiğini, diğerinin ise o anki eylemi belirttiğini fark etti. Ama bu farklar bazen o kadar ince ki, gözden kaçabiliyor. Gözlerinizi açın!
Bazen de gelecekteki bir durumdan bahsetmek gerekiyor. “I will go” dediğimizde, henüz gitmediğimiz ama gitmeyi düşündüğümüz bir şeyden bahsediyoruz. Geçmişte yaşananlarla kıyaslandığında, gelecek zaman kullanımı daha da karmaşık hale gelebiliyor. Ali, bu zamanları birbirine karıştırmamak için bir deftere notlar almayı denedi. Ama yine de bazen kafası karışıyordu.
Bir arkadaşına danıştı ve “Geçmiş zaman ve şimdiki zaman arasındaki farkı anlamak için ne yapmalıyım?” diye sordu. Arkadaşı ona, “Örnek cümleler yaz, her bir zaman için farklı örnekler oluştur. Bunu yaparken de o an ne hissettiğini düşün” dedi. Sonuçta, duygularımız dilimizi nasıl kullandığımızı etkiliyor. Sanırım bu tavsiye, Ali’nin işine yaradı.
Sonuç olarak, zamanların karıştırılmaması için pratik yapmak şart. Ali, her gün birkaç cümle yazmaya başladı. “I was watching TV” yerine “I watched TV” demeyi unutmadı. Hatta bazen kendi kendine konuşarak pratik yaptı. “I will study tomorrow” derken, geleceği planlamanın verdiği heyecanı hissetti. Ne de olsa, dil öğrenmek bir yolculuktur, değil mi?
İngilizce zamanlar konusunda kaybolmamak için dikkatli olmak, bol bol pratik yapmak ve örnek cümlelerle desteklemek gerek. Ali, artık hata yapmamaya özen gösteriyor. Geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları birbirine karıştırmadan, her birinin güzelliklerini keşfetmeye çalışıyor. Her günlük konuşmasında, bu zamanları kullanarak kendisini geliştiriyor. Kim bilir, belki bir gün İngilizceyi akıcı bir şekilde konuşacak...
Bir gün, Ali’nin başına şöyle bir şey geldi. İngilizce dersinde öğretmeni, “Yesterday, I go to the market” cümlesini yazdırdı. Ali bir an stopladı. “Nasıl olur?” diye düşündü. Geçmişte gittiği bir durum için şimdiki zaman kullanamazdım ki! İşte bu tür hatalar, zamanların karıştırılmasından kaynaklanıyor. O yüzden geçmiş zaman cümleleri kurarken dikkatli olmakta fayda var.
Peki, ya şimdiki zaman? “I am eating” dediğimizde, o anki durumu ifade ediyoruz. Ali, “I eat” ile “I am eating” arasındaki farkı bir türlü kavrayamadı. Birinin genel bir durumu ifade ettiğini, diğerinin ise o anki eylemi belirttiğini fark etti. Ama bu farklar bazen o kadar ince ki, gözden kaçabiliyor. Gözlerinizi açın!
Bazen de gelecekteki bir durumdan bahsetmek gerekiyor. “I will go” dediğimizde, henüz gitmediğimiz ama gitmeyi düşündüğümüz bir şeyden bahsediyoruz. Geçmişte yaşananlarla kıyaslandığında, gelecek zaman kullanımı daha da karmaşık hale gelebiliyor. Ali, bu zamanları birbirine karıştırmamak için bir deftere notlar almayı denedi. Ama yine de bazen kafası karışıyordu.
Bir arkadaşına danıştı ve “Geçmiş zaman ve şimdiki zaman arasındaki farkı anlamak için ne yapmalıyım?” diye sordu. Arkadaşı ona, “Örnek cümleler yaz, her bir zaman için farklı örnekler oluştur. Bunu yaparken de o an ne hissettiğini düşün” dedi. Sonuçta, duygularımız dilimizi nasıl kullandığımızı etkiliyor. Sanırım bu tavsiye, Ali’nin işine yaradı.
Sonuç olarak, zamanların karıştırılmaması için pratik yapmak şart. Ali, her gün birkaç cümle yazmaya başladı. “I was watching TV” yerine “I watched TV” demeyi unutmadı. Hatta bazen kendi kendine konuşarak pratik yaptı. “I will study tomorrow” derken, geleceği planlamanın verdiği heyecanı hissetti. Ne de olsa, dil öğrenmek bir yolculuktur, değil mi?
İngilizce zamanlar konusunda kaybolmamak için dikkatli olmak, bol bol pratik yapmak ve örnek cümlelerle desteklemek gerek. Ali, artık hata yapmamaya özen gösteriyor. Geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları birbirine karıştırmadan, her birinin güzelliklerini keşfetmeye çalışıyor. Her günlük konuşmasında, bu zamanları kullanarak kendisini geliştiriyor. Kim bilir, belki bir gün İngilizceyi akıcı bir şekilde konuşacak...